12 Aralık 2017 Salı

Hayata tersten başladım!

27 Haziran 2012, 11:00
Hayata tersten başladım!
"Ben önce evlendim, sonra iş kurdum, sonra ise askerliğimi yaptım. Yani hayatı tersten yaşamışım. Doğru olan bu değildir. Doğru olan; önce okuyacaksın, askerliğini yapacaksın, işini kurup sonra yuvanı kuracaksın." 
Gebze'nin genç yaşta parlayan isimleri arasında yer alan Arif Gülen, birçok kez iş yaşantısıyla alakalı verdiği röportajların aksine bu defa özel yaşantısının ve evinin kapılarını Pusula Dergisi ekibine araladı. Bir dönem kriz yaşayıp, batmanın eşiğinden dönen Gülen, o süreçte yaşadıklarını da tek tek bizlerle paylaştı... Arif Gülen, daha 17 yaşında küçük bir çocukken evlenip, daha sonra askere bile gitmemişken, halasının evini satarak kurduğu güvenlik şirketiyle genç yaşında herkesi şaşırtıp, mesleğin zirvesine çıktı. Yaşadıklarıyla tamamen bir başarı öyküsü oluşturan Gülen, tüm başarılarına rağmen yaşam tarzını tasvip etmiyor... O'nun tasvip etmediği yaşam öyküsünde; liseyi bırakıp iş hayatına atılmak, 17 yaşında kız kaçırıp evlenmek, 22 yaşında şirket sahibi olmak, kısa sürede sektörünün devi olmak, açıköğretimden üniversiteyi bitimek ve ardından yüksek lisans yapmak, kazandığı paralarla sürekli kendisine yatırım yapıp geliştirmek ve daha birçok örnek alınacak şey yapmak var. İşte hayret ve heyecanla okuyacağınız Arif Gülen'in hayatı:  
Arif Gülen kimdir kendinizden bahseder misiniz?
1979 yılında Kars merkezde doğmuş 3 çocuklu memur bir ailenin en küçük çocuğuyum. 1987 yılında babamın tayini Darıca'ya çıkınca Darıca'ya yerleştik. O zaman ki Kars'ı Darıca ile kıyasladığımızda Kars daha çok şehirdi. Kars'ta etnik yapı var. Terekeme, Azeri, Yerli ve Kürt. Biz terekemeyiz. Liseye kadar Darıca Lisesi'nde okudum. İstanbul'da bir özel güvenlik şirkentinde işe başladım. Asker veya polis olamayı çok istiyordum özel güvenlik oldum. Allahın yardımıyla, işi sevmemizle, adımları hızlı çıkmaya başladık. 1 yıl içerisinde daha 18 yaşındayken güvenlik müdürü oldum. Türkiye'nin ilk İngiliz firması olan Marks Spencer'da güvenlik kordinatörü oldum. Sonra özel güvenlik firmaları hızla büyümeye başladı. 2001 yılına kadar özel güvenliğin her kademesinde çalıştım. 
"HALAMIN EV PARASI VE AĞABEYİMİN ARABASINI SATIP ŞİRKET KURDUM"
Bir büyüğümle cenaze namazında sohbet ederken, bana "oğlum daha ne zamana kadar başkasına çalışacaksın" dedi. ve O'nun o söylemi bende birşey çağrıştırdı. O zaman askerlik yapmamıştım. Yaş'ım daha 21-22'ydi. O zaman birde patronlarla problemler yaşamaya başlamıştım. Böyle olunca dedimki heralde ekmek buraya kadarmış deyip, babamla konuştum. Babam bana destek olmadı. "Ne güzel işin var allah seni cezalandırır boşver yapma" dedi. Askerlik yapamıştım. Kriz dönemiydi birde. Babamı ikna edemedim. Halam genç yaşta dul kalmış hiçte evlenmemiş kendisini yeğenlerine adamış biriydi. O dönem kensine ev alacak kadar parası vardı. O bana evinin parasını verdi. Hanımın bileziklerini bozdurdum. Ağabeyimin de arabasını sattım. O zaman 20 bin TL civarında denkleştirip şirketi kurdum. Allah yardım etti. Geçmişte çalıştığım herkes beni destekledi. Hızla büyümeye başladık. 
"ARKASINDA MAFYA VAR' DEDİLER"
İlk yerimiz bankalar caddesindeydi. 100 metre kare bir yerim vardı. O zaman ben başladım başlayalı ismimi duyurmak için çalışmalara başladım.  22 yaşında şirketi kurdum. O zamanlar, "Arif Gülen'in arkasında mayfa var, birilerinin paralarını harcıyor dediler. Yaşım küçük olduğu için manevi sıkıntılar çok yaşadım. Herkes arkanda kim var diyordu. Allah var arkamızda dedik. Bu söylentilerle birlikte şirket merkezimizin yakınında bir dönem aynı sektörde hizmet veren Kaşıkçı Ailesi ile zaman zaman karıştırılmamızda etkili olmuştur.  Biz kendimizi hazırlayana kadar baya bir zaman geçti. 
Onların faydası oldu mu size?
İş anlamında olmadı ama soruyorlardı işte sende haraç veriyormusun diye. Parayı kolay kazanmıyoruz. Birde biz Karslıyız. Kimsenin kazancında gözümüz olmadı kimseyede hakkımızı yedirmeyiz. Nüfus olarakta kalabalığız kolay kolay kimseye papuç bırakmayız. O yüzden böyle konularla muhattap olmadım. Sadece hissettirenler oldu onlara da gerekli cevabı verdim. 
Bu kadar tecbübeyi nasıl kazandınız?
Allahın takdiri. Birde çok okurum ben. Herkes bana gaz verirdi. 'Arif bey artık sen oldun' derlerdi. Ama ben olmadığımın farkındaydım. Eğitimimi tamamlamam lazımdı. Açıköğretim Kamu Yönetimi'ni bitirdim. Sürekli güvenlik sektörü ile alakalı bir çok üniversiteden çeşitli konularda eğitimlere katılarak sertifikalar aldım. İyi bir donanım oldu. Sonra ALES'e girip iyi puan alınca Yüksek Lisansa başladım.
Sizin yerinizde başka birisi olsaydı böyle birşey yapmazdı?
Vallahi buna doyumsuzluk mu denir ne denir bilmiyorum ama hiç oldum tamam demedim. Aslında doyumsuzluk değil. Yaptığın güzel şeyleri görünce şurada da olmalıyım. Şunu da yapmalıyım diyorsunuz. En iyi yatırım bilgiye yatırımdır. Bugün insanlarla oturup konuştuğumuzda insanları etkileyebiliyorsak aldığımız eğitimin faysası olduğunu görüyoruz.
Bir dönem kriz yaşadınız. Herkse Arif Gülen bitti derken yeniden ayağa kalktınız. Bu süreçten bahser misiniz?
2008 yılında büyük bir kriz yaşadık. Ben o zaman büyük hata yaptım. Kadıköy Serasker'de 4 katlı bir elektironik mağaza açtık. Yaklaşık 1 buçuk milyon harcadık. Bir baktık bugün 3 liraya aldığın mal daha satmadan 2 buçuğa düşüyor. Çok ciddi zarar ettik. Birazda inatçılık yaptık 6 ay devam ettik. Her ay içeriye girdik. Sonra orayı kafe restaurant yaptık. Yine 1 buçuk milyon civarında yatırım yaptık. Onda da başarılı olamadık. Daha sonra Ekspres Kargo'nun işini aldık büyük bir işti. O işi aldığımız sürede meğerse orası batmış orada da zarar ettik. Sonra ardından kriz patladı ve piyasaya çok borçlandım. 
"AVUKATIM TÜRKİYE'Yİ TERKETMEMİ İSTEDİ"
Benim avukatım ve mali müşavirim al paraları kaç git kurtulman mümkün değil, kazanman mümkün değil, Amerika vizen var al çoluk çocuğunu Amerika'ya git dediler. Benim ceketimin yakasında sürekli rozet vardık 'Türk Bayrağı' rozeti. Çıkardım kimliği ben daha 1979 doğumluyum herşeyi yaptık borcumuzumu ödeyemeyeceğiz dedim. Ben yıllarca vatan, bayrak diye bağırdım. O uğurda yaşadım. Kaçsaydım binlerce insanı mağdur etmiş, resmen dolandırmış olacaktım. 'Ben bu parayı gene kazanırım ve borcumu öderim' dedim gitedim kaldım. Sonra bütün müşterilerimi tek tek dolaştım. Yaşadıklarımı tek tek anlattım. Ben buradayım, beni tanıyorsunuz bana destek olun ben bu işi çözeceğim dedim. Koskoca firmaların bana ihticayı yoktu, benimle kumar oynamak zorunda değillerdi ama kabul ettiler. 
"SOKAKTA YÜZÜNE BAKAMAYACAĞIM KİMSE YOK"
Durumumu herkese anlattım  bir tanesi bile yok kardeşim olmaz demedi. Sadece müşteriler değil personelde idare etti. Bir kaç ay yarım yamalak maaşla çalıştılar. Bir tek bankalar bana destek olmadı. Borçlarımızı yapılandırdık. 1 yıl içerisinde yeniden eskisi gibi olmaya başladık. Borçlarımızı ödemeye başladık. Kriz yaşadık battık ama allaha şükür sokakta yüzüne bakamayacağımız kimse yok. Bir tane icra evime getirmedim. Bir süre sonra işlere o kadar kanalize oldukki sosyal çevreden uzaklaştık. ama sivil toplum kuruluşlarına bakış açım artık değişti. Eskiden fitursuzdum gelen herekse elimizden gelen yardımı ediyorduk. Ama şimdi daha temkinli davranıyorum. 
O dönemde manevi olarak ne yaşadınız?
Beni şakşaklıyan yalakalık yapan ağabey diyen çoğu kimseyi o süreçte oratada görmedim. En yakın diyebileceğim iş adamı arkadaşlarım bile değişti. Ama son iki yıldır yine ortaya çıktılar. Kovmuyoruz ama eskisi gibi de davranmıyorum. 
Yanınızda duranlar oldu mu?
Başta eskiden beri  beni tanıyan  bilen müşterilerim,çalışan yöneticilerim,personelimin büyük bir kısmı ve şimdiki ortaklarım mesela. Birileri benden kaçarken onlar gelip bana ortak oldu. Birde Gebze basını benim hakkımda hiç kötü birşey yazmadı. 'Arif Gülen battı' diye bile yazılmadı. Siyasi duruşumla alakalı bana gıcık olanlar bile yazmadı. Bizi sıkıntıya sokacak, rencide edecek birşey yaşamadık. 'Arif Gülen battı, borcunu ödeyemedi' diye yazabilirlerdi ama yazmadılar. 
"ARİF GÜLEN 'ERGENEKONUN KOCAELİ KASASI' DEDİLER"
Hatta bir dönem 'Ergenokonun Kocaeli kasasıydı' diye dedikodu çıktı. 'Ergenekon bitti Arif Gülen'de bitti.' şeklinde konuşanlar oldu. Çünkü o zamanlar İbrahim Şahin falan bize gelip gidiyordu. Allahtan siyasetçi değilim düşünsenize, hele birde O dönem AK Parti'de siyaset yapsaydım 'parti para verdi Arif Gülen toparlandı' derlerdi. Gerçi AK Parti'de siyaset yapsaydım krizde yaşamazdım. (kahkaha atıyor) Şaka bir yana. Sağlığımız bozuldu, çok ciddi yıprandım ama hiç sitem etmedim. Hatta 'Allahım bana iyikide erken yaşta bana bu tecrübeyi yaşattın' dedim. Eğer 40 yaşında batsaydım yeniden bu şekilde çıkamazdım. Vehbi Koç'un hayatını okursanız iş kurduktan iki yıl sonra oda batmış, baktığın zaman ilk denemede kimse kolay kolay başarılı olamıyor. Ben hiç allaha sitem etmedim, şuçu başkasında aramadım. Yani iyikide yaşamışım bundan sonrada hiç bir krizden korkmuyorum. Tabiki allah bir daha göstermesin ama artık daha bilinçliyim. Namusunu şerefini kaybetmediğin sürece paranı kaybet hiç problem değil. Vucut ve akıl sağlığı da önemli tabiki. Ben Amerika'ya kaçsaydım belkide daha büyük felaketler yaşardık.
Kriz sürecindeki sorularımızla sizi daha fazka yormadan eşinizle nasıl tanıştınız ondan bahseder misiniz?
Hanım, Marks Spencer'da satış danışmanıydı orada tanıştık. 3 ay peşinde koşturdu. Aynanın karşısına geçiyor 'bu beni neden istemiyor' diye kendi kendime soruyordum. Sonra öğrendimki o Alevi'ymiş. Etnik kimlik ayrılığı olduğu için olmaz diye düşünüyormuş. Birde o zamanlar askeri ücretle çalışırken tanıştık. 6 aydan sonra işe ciddi bakmaya başladım. O zaman 17 yaşındaydım. 18 yaşında da kaçarak evlendik. 'Yok vermezler' dedi hatta bir ara ayrılmak istedi. Ben onu onun beni sevdiğinden daha çok seviyordum. 'Yok ayrılamam' diyordum. Annesiyle tanıştırdı beni. Oda 'sen askere git falan sonra bakarız' deyip beni oyalamaya çalışıyordu. Ben dedimki bunlar seni bana vermezler. Bir yandan da haklılar... Çünkü Sunni Alevi ayrımı çok vardı o dönem. Ben ülkücü biriyim. Onu da biliyorlardı. Sonra eşim bana güvendi ve kaçtık. 
Kaçırma olayı nasıl oldu?
Öyle filimledeki gibi olmadı tabiki (gülüyor). Dayımın Lada marka arabası vardı gittim dayımın yanına 'dayı arabanı ver kız kaçırıcağım' dedim. Oda biraz deli doludur verdi 'al kaçır' dedi. Bende hemen gidip eşimi evin önünden alıp eve getirdim. Babamlara siz ailesiyle alakalı problemleri halledin ben balayına gidiyorum dedim. Balayından döndüğümüzde baktık ki düzelen birşey yok. Barışmayı kabul etmiyorlar. Bende birgün kafama esti ne olacaksa olsun diyerek, eşim Duygu'ya kalk gidiyoruz deyip, babasının evine götürdüm. O günden sonra Duygu'nun ailesiyle de aramızı düzeltmiş olduk.
Duygu Hanım Arif Gülen'i birazda siz anlatır mısınız?
Duygu Gülen: Arif Gülen'in değişik bir kapasitesi olduğunu evlenmeden öncede biliyordum. İnanılmaz dürüst birisidir. Sadece bana karşı değil, başı sıkışan herkesin yardımına koşan birisidir. Bunlardan dolayı çok sevdim kendisini. Arif Gülen evde iş konuşmaz. Evinde çok neşeli ve mutluluk saçan birisidir. Arif Bey'den iş hakkında hiç birşey duymam herşeyi dışarıdan öğrenirim. O eve girince hayatımız tamamen değişiyor. Çok çalışıyor. O yüzden kendisini az görüyorum. Sadece bu konuda müzdaribim. 
Kaç çocuğunuz var?
Bir tane erkek çocuğum var. Kendisi 11 yaşında.
Duygu Hanımı iş toplantılarına götürüyor musunuz?
Ben alışılmış işadamı yada siyasetçi profili çizen birisi değilim. Eşimi çok fazla kendisi istemesede  alıp toplantıyada, iş yemeğine de götürürüm. yoğun mesaimden ötürü aileme ayrıca çok fazla özel zaman ayırmam ve  yetişmem mümkün değil. O yüzden eşimi ve çocuğumu zaman zaman yanımda gezdiririm. Sadece erkek egemenliğinin olduğu toplum başarılı olamaz. Gebze'de böyle bir kültür yok. Bir gün siyaset yaparsam bu ilkleri yaparım. Çünkü hanımlarında kaynaşması lazım. Eşlerini yanlarında gezdirmeyenler, ya eşleri çok güzel kıskanıyorlar korkuyorlar, yada çok çirkin utanıyorlar. Bunun başka açıklaması yok. (Gülüyor) 
Aktif siyaset yaptınız mı?
Yok şimdiye kadar aktif siyaset yapmadım. Ama hepte siyasetin içerisinde yer aldım. Her seçimde teklif aldım ama bir zaman vardı onu bekledim. Şimdi o zaman varsa bu zamandan sonradır. Tahsili ve donanımı tamamladık. Şuan siyasette yolum açıldı. Bu saatten sonra siyaset yapabilirim ama tabi bunlar nasip kısmet işi. 
Partiler üzerinde tabularınız var mı? Yani hangi partide siyaset yapmayı düşünüyorsunuz?
Çizgisi belli olan bir siyasetçi olmak isterim tabiki. Menfaatler peşinde koşan bir siyasetçi olacaksam allah bana nasip etmesin. Ben; milliyetçi, ulusalcı, biraz liberal, kesinlikle demokrat, insan haklarına, eşitliğe inanan ama paraya sermayaye düşman olmayan gerçek  bir demokratım. İlla demokrat olmak için ezilmiş provakatörya görüntüsü çizip paranın karşısında durmak,solcu olmak yada illa muhafazakar olmak için cübbelerle dolaşıp dize kadar sakal bırakıp, bira satılan yerden ekmek almamak, illa Atatürkçü olmak için camiye hayatında hiç girmemek gibi tabuları olmayan bir adamım. Hem Atatürkçüyüm, hem milliyetçiyim hem muhafazakarım hemde demokratım. Bu çizgide bölücülük haricinde çok uç köşede siyaset yapmayan her partide siyaset yapabileceğimi düşünüyorum. 
 
"SİYASET BENİM YANIMDA EĞRİTİ KALIR"
Şuanda ilk önümüzdeki basamakta yerel siyaset var. Yerel siyaset nasip olursa yaparım ama şuandaki hedefim yerelde siyaset yapmaktan ziyade başkanlığını yaptığım derneğin faaliyetlerini sürdürmektir. Darıca Karslılar Derneği başkanıyım. Ama bu saatten sonra siyasetin bir yerinde olmak isterim. Donanımı, ülkeye hizmet etme arzusu, fikirleri ile kendimi siyasete yakıştırıyorum. Siyasette aykırı durmam hatta siyaset benim yanımda eğriti kalabilir. Bende siyah ve beyaz yok, gri var. Ama bu lavaş ekmek gibi o tafatı bu tafafı belli olmayan anlamında değil tabiki. Harbi olmak dik durmak anlamında gri. Dünya görüşü olarak ülkesini milletini seven bayrağına bağlı, dini bilen ama tam olarak vecibelerini uygalamayan biri olarak bu saydıklarıma sağ diyorsak sağ görüşlü bir insanım. 
"BU ÜLKEYİ BÖLMEYE ÇALIŞAN SAĞCI DA SOLCU DA BENİM DÜŞMANIM"
Yarın AK Parti'de siyaset yapsam 'hemen namaza başlayacağım' diye birşey yok. 'AK Partiliyim namaz kılmalıyım, alkol alan bir yere gitmemeliyim' gibi böyle bir dünyam yok benim. Ben meselenin özüne bakarım. Siyasete bakış açım bu ve bence geneli bu olmalı. Kitle partilerinde bu biraz zor ve sıkıntıdır. Ağzından çıkacak şeyi taban yanlış anlamaya müsaittir. Buda Cem Evi'ne girince Alevi, Cami'ye girince Muhafazakar, Atatürkçü Düşünce Derneği'ne girincer Kemalist olmalıyız anlamına gelmiyor. İşin özü, bu ülkeyi bölmeye çalışan sağcıda solcuda benim düşmanımdır.
Hayatında çok mutlu olduğunuz bir anınız var mı?
İnsan evlendiği zaman, para kazandığı zaman veya farklı ortak şeklillerde mutlu olur ama bunlar olması icap eden mutluluklardır. Farklı bir mutluluk ise kitabım çıktığında çok mutlu oldum. Çünkü okumak çok önemli birşey. İyi bir erdem. Ama katiplik, yazmak çok başka birşey. Kitap çıkarmak kolay birşey değil. Bunu kendimde 30 yaşından sonra keşfettim. Kitaplarımı kitapçı raflarında görünce çok mutlu oldum.
Yazmaya nasıl karar verdiniz?
Ben anılarımı yazıyordum sonra bu yazdıklarımı bir arkadaşımla paylaştım oda 'kesinlikle kitap yazmalısın' dedi. Bende olurdu olmazdı derken yazmaya karar verdim. İlham denilen bir olay vardırya bir gün odama geçip sabah ezanına kadar yazmışım. Hocanın sesiyle kendime geldim. Öyle bir dalmışımki o gün 6 saat bir fiil yazmışım. Sonra dedim ben bu işi yaparım ve yazmaya başladım. 
Yeni kitap yazacak mısınız?
Evet, eski kitabımın devamı var onu yazacağım. Birde makalelerimin tamamamını toparlayıp kitap haline getireceğim. Birde tezim var. O biraz daha okul müfredatında yayınlanacak bir kitap olur. Siyasete başladığım zamanlarda kitap yazabilirim.
Kitabınız çıktıktan sonra ne gibi tepkiler aldınız?
Önce herkes inanmakta zorluk çekti. Başka birisi yazmıştır diye düşündüler. Ama okuyunca o doğallığı, samimiyeti görünce benim yazdığımı anladılar. Çünkü yazdıklarımı ancak yaşayan yazabilir. Takdir edenler oldu tabiki ama eleştirenlerde oldu. Onlarında beklentileri fazla olduğundandı. Sonuçta ben Orhan Pamuk değilim ki. İlk kitabım sonuçta. Aslında eleştirenlerin eleştirileri beni onure etti. 
Peki, Arif gülen'in bir günü nasıl geçiyor?
Asistanıma rağmen çok planlı bir yaşam yapamıyoruz. Çünkü o yapıyor biz bozuyoruz. Günde ortalama 6 saat yatıyorum. Daha aşağıya çekince sağlık bozuluyor. Normal şartlarda 08.30 da güne başlıyorum. Şirkete gidiyorum. 3-4 saatim şirkette, geneli ise dışarda ziyaretlerde geçiyor. Akşamları geç bitiyor gün. Genelde evime erken gelmeye çalışıyorum. Günümün çok az bir saatini bilgisayarda geçiriyorum. Yanlız kaldığımı hiç hatırlamıyorum. Kısacası; sürekli yoğun, tempolu, 6 saat uyuyan 15 saat çalışan ve bir kaç saat ailesine ayıran bir adamım.
Hobileriniz nelerdir?
Saz çalıyorum. Yazmayı ve okumayı çok seviyorum. Fırsat buldukça spor yapıyorum. Silah kullanmayı da çok seviyorum. İyi ata binerim. Sesim de fena değil (bir ara kasette çıkarabilir). Gezmeyi, doğayı çok severim. Genelde tatile giderken doğayla iç içe olabileceğim yerleri tercih ederim. İyi araba kullanırım. Hızlı kullanmayı severim. Hiç birşeyin tutkulusu değilim ama birçok şeyle barışığım.
Anlattığınız başarı grafini neye borçlusunuz?
Bence özünde ve temelinde görevlendirilmiş insanlar var. Beninde görevlendirilmiş insanlardan birisi olduğumu düşünüyorum. Bunların hiçbiri benim başarım değildi. Yani bu hayatta bana bir sorumluluk yüklenmiş ve ben bunları yapmak zorundayım diye düşünüyorum. Yapılan iyi şeyleri kendine çok maal etmemelisin. Bunların hepsi benim başarım değil. Cenabı Allah istiyor bizlerde yapıyoruz. Bazıları 'vaktim yok' deyip bir çok faaliyeti veya yapması gereken şeyi yapmıyor ama benden az vakti olan biri yoktur. Buna rağmen kendimi donanımımı hazırladım.  
Gençler sizi örnek almalı mı?
Benim hayatım bir model olarak alınmamalı. Çünkü ben yanlış şeyler yaptım. Ben kız kaçırdım, doğrusu bu değil. Halamın evini sattım, buda doğru değil. Ben hayata tersten başladım. Önce okuyacaksın, askerliğini halledecek, işini kurup sonra yuvanı kuracaksın. Ben herşeyi tersinden yapmışım. Oğlumun benim gibi bir yaşamı olmasını hayatta istemem. Benim yaptıklarım bana güzel şeyler kattı ama doğru olan bu değildi. Doğru olan herkes gibi, herkesin gittiği yolda başarılı olmak. 
"İBRAHİM TATLISES OLSAYDIM OXFORD'U BİTİRİRDİM"
Mesela ben İbrahim Tatlıses olsaydım Oxford'u bitirirdim. Çünkü ağzından "Oxford vardı da biz mi okumadık" lafı çıktı. Düşünsenize Tatlıses Oxfard'u bitirmiş ne kapak olurdu. Yani "Ben İbrahim Tatlıses oldum. Herşeyi tamamladım, oldum" dememeliydi. Hiç birşey yapmıyorsa bile Oxford'da bir semire katılıp belge almalıydı. Ben mesela herşeyin en iyisini yaptım paramda vardı ama benim kitap yazmaya ihtiyacım mı vardı da yazdım. Eğer öyle yapsaydı Tatlıses'i dünya konuşurdu. Ben bişe yapmak istiyorum dediğim zaman mutlaka yapmaya çalışırım. Siyaset yaptığım zaman inanıyorum ki öyle olacak.
Gençlere vermek istediğiniz mesajınız var mı?
"SİSTEMİN İÇERİSİNDE YARIŞ ATI GİBİ KOŞTURMAYIN"
Gençler bilgisayardan kurtulmalıdır. Hayatta başarılı olmanın en önemli başlangıcı inanmaktır. Önce kendine inanmak. 'Ahmet onu yapmış, Arif bunu yapmış' değil sen ne yapabilirsin onu keşfetmen lazım. Bütün gençler kendisini dinlesin. Ailelerinin onları yarış atı gibi kullanmasına müsaade etmesin. Ben oğlumun okulda birinci, derhanede birinci olan birisi olsun istemiyorum. Oğlumu buna zorlamıyorum. Sistem içerisinde yarış atı gibi koşturmanın bir anlamı yok.

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

    YAZARLAR Tümü

  • GAZETE MANŞETLERİ

    HAVA DURUMU

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    ANKET Sonuçlar Tümü

    ?Yeni internet gazetesi sitemizi Beğendiniz mi?

    NAMAZ VAKİTLERİ

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    EN ÇOK OKUNANLAR

    BUGÜN

    BU HAFTA

    BU AY

    EN ÇOK YORUMLANANLAR

    BUGÜN

    BU HAFTA

    BU AY

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:

    SAYFALAR

    ARŞİV